Okul Ödevi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Okul Ödevi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Harita ve Kadastro Staj Dosyası

Harita ve Kadastro Staj Dosyası

Aşağıdaki şartlara uygun şekilde bir staj defteri hazırlayabilirsiniz. Hazır staj dosyası ilerde eklenecektir.
Toplam 80 (seksen) iş günü olarak yapılacak stajın programı iki bölüme ayrılarak, 1. Bölümde 40 iş günü, 2. Bölümde 40 iş günü yapılarak tamamlanacaktır.
1. ve 2. BÖLÜM
1- Kadastro Çalışmalarında ;
1.Kadastro birliğinin genel sınırlarının tespit krokisi
2.Geriden kestirme, yandan kestirme ve önden kestirme yöntemleriyle belirlenen yer kontrol noktalarına ait tesis, röper ölçü ve hesapları
3.Çalışma sahasında oluşturulan poligon kanavası, röper krokisi, kenar ve açı ölçü çizelgeleri, koordinat hesapları, koordinat özetleri.
4.Detay alımı için düzenlenen ölçü krokileri (prizmatik veya kutupsal koordinat yöntemi için).
5.Kutupsal yöntemle yapılan detay alımında kullanılan serbest istasyon noktalarının koordinat hesabı.
6.Detay noktalarının koordinat hesabı, adaların, parsellerin alan hesabı sonuçları (fotogrametrik yöntemle yapılan çalışmalarda parsel alanlarının planimetre ile ölçü çizelgeleri).
7.Kadastro tespit tutanak örnekleri, tapu kütüğüne kaydedilen parsellerle ilgili kütük örnekleri
8.Kadastro parselleri için sınır tespitiyle ilgili aplikasyon krokisi.
9.Kadastro parsellerinde cins değişikliği örnekleri
10.Serbest çalışan harita kadastro mühendislik büroları tarafından yapılan işlemlerin kontrol örnekleri.
11.Valilikçe yaptırılan köyler için yeni yerleşim alanlarının ölçü ve plan örnekleri.
12.GPS yöntemiyle koordinatları belirlenen poligon noktaları için alınan ölçü sonuçları.
1. Halihazır Harita Yapımı ile İlgili Çalışmalarda
2.1 Ölçme sahasında oluşturulan yer kontrol noktalarının, tesis röperleme ve koordinat hesabıyla ilgili olarak ölçülen açı, kenar sonuçları, hesaplanan koordinatlar.
2.2 Bir RS noktasından veya hidrografi istasyonundan yapılan hat nivelman çizelgesi, hesaplanan kodlar.
2.3 Detay alımı ile ilgili dökümanlar (ölçü krokileri veya ölçü çizelgeleri).
2.4 Detay noktalarının koordinat hesapları ve özellikleri.
2.5 Ölçme sahası için açılan paftaya teslim edilen noktalar ve oluşan haritanın örneği.
2. İmar Planına Göre Yola Terk veya Yoldan İhdas İşlemi Yapılan Parselle İlgili Belgeler
3. İmar Parseli Oluşturmak Amacıyla Yapılan Parselasyon Çalışmasında ;
1.İlgili araziye ait imar planı, kadastro planı, uygulama haritası örneği, belediye encümen kararı.
2.Geliştirilen poligonlara ait röper krokisi, poligon kanavası, poligon kenar ve açı ölçmeleri, poligon hesap çizelgesi.
3.Oluşturulan imar adasının ve parselasyondan doğan parsel köşelerinin koordinat özetleri.
4.Ada köşeleri, parselasyon, aplikasyon ve röleve ölçü krokileri.
5.Parselasyon planı, Değişiklik beyannamesinin örneği.
1. 18. Madde Uygulamasıyla İlgili Çalışmalarda ;
5.1 Düzenleme sahasını gösteren plan veya kroki.
5.2 DOPO hesabını gösterir çizelge.
5.3 Düzenleme sahasına ait özet ve denge cetvelleri.
5.4 Geliştirilen poligonlara ait poligon kanavası, röper krokileri açı ve kenar ölçü çizelgeleri, koordinat hesap çizgileri, koordinat özet çizgileri.
5.5 Tahsis ve Dağıtım Cetvellerinin örnekleri.
5.6 İmar Adalarının Aplikasyon ve Röleve Ölçü krokileri
5.7 İmar Parsellerinin aplikasyon ve röleve ölçü krokileri
5.8 İmar adası ve imar parsellerinin koordinatlarla alan hesabı
5.9 Röleve ölçülerine göre teslim edilen parsellerin parselasyon planı örneği.
10.Kadastro kontrol mühendisi tarafından yapılan kontrol sonuçları, düzenlenen rapor örneği.
11.Kadastro Müdürlüğü tarafından yeni oluşan parsellerin tapuya kaydı için Tapu Sicil Müdürlüğüne sevkine ait belge örneği.
12.Tarımsal (veya miras) Amaçlı İfraz Tevhid veya Sınır Düzeltmelerine Ait Değişiklik Beyannamesinin Hazırlanması.
13.Hakiki Şahıs veya Tüzel Kişilik adına bir parselde irtifak hakkının tesisi ile ilgisi değişiklik beyannamesinin hazırlanması.
14.Tarımsal amaçla veya Organize Sanayi Bölgelerinde yapılan fabrikalar için Arazi tesviyesiyle ilgili ölçü ve hesaplamaların sonuçları.
15.İskan bölgelerinde yapılacak bir binaya, kot verilmesiyle ilgili ölçü ve hesaplar.
16.Belediyelerde (Fen işleri veya İmar işleri Servisinde Harita Kadastro mühendisi istihdam eden Belediyelerde). Yapılan Harita ile ilgili Çalışmalarda
10.1 Parsellere ait imar çapının düzenlenmesi
10.2 Belediye elemanlarıyla yola terk işleminin yapılması.
10.3 Belediyenin gerekli gördüğü alanlarda görevli harita mühendisiyle imar uygulamasına katılmak ve konuyla ilgili belgelerin örneklerinin düzenlenmesi.
10.4 Serbest mühendislik büroları tarafından yapılacak imar planı uygulamalarında, encümen kararı alınmak üzere gelen projelerin örneklerinin hazırlanması.
10.5 İmar ile ilgili kamulaştırma planlarının örneklerinin hazırlanması, kamulaştırılacak arazi ile ilgili aplikasyon ve röleve ölçü krokilerinin düzenlenmesi.
10.6 Bir Belediyede Kent Bilgi Sisteminin kurulmasında toplanan verilerin, kurulan sistemin çalışmasının belirtilmesi.
10.7 18. madde uygulaması için Encümen tarafından belirlenen düzenleme sahalarını gösteren planın hazırlanması.
10.8 Belediye adına İller Bankası Genel Müdürlüğünce yapılan çalışmalar varsa (imar, inşaat ve harita) belirtilmesi.
10.9 Belediye tarafından yaptırılacak yer altı tesislerinin haritada yerlerinin belirtilmesiyle ilgili ölçü ve plan sonuçları.
17. Kanal veya Yol Aplikasyonu ile ilgili Çalışmalarda ;
11.1 Kanal veya yolun geçeceği araziye ait şeritveri haritanın hazırlanması için arazide yapılan çalışmalar (nirengi, poligon tesis, röper ile ölçüler, hesaplanan koordinatlar).
2.Kanal veya yolun halihazır haritadaki konumu.
3.Kanal veya yolun başlangıç, bitiş ve some noktalarının aplikasyona ait krokiler.
4.Kanal veya yolun boyuna kesit ve enine kesit ölçülerinin yapılması, işaretlenen noktaların kotlarının hesaplanması.
5.Kanal veya yolun boyuna ve enine kesitlerinin çıkarılması.
6.Enine kesit alanlarının, kesitler arasındaki hacimlerinin hesabı, toprak dağıtım tablosunun ve brükner diyagramının düzenlenmesi, taşıma momentlerinin hesabı.
1.Kontrollük Hizmetlerinde (Kontrol Bürolarında) ;
12.1 Bir parsele yapılacak yapının köşe noktalarının ve subasman seviyesinin zemine aplikasyonu ve röleve ölçü krokisinin düzenlenmesi.
12.2 Yapılan bir yolun proje eğiminin kontrolü.
12.3 18. Madde uygulamalarında sonuçların kontrolü.
2.GPS Alıcısıyla Yapılan Çalışmalarda ;
13.1 Kullanılan GPS alıcısının çalışma prensiplerinin belirtilmesi.
13.2 GPS alıcısıyla ölçülen değerlerle ilgili noktalara ait koordinatların elde edilmesi.
14-Taşocağı veya Maden Sahalarının Belirlenmesi
14.1 Klasik yöntemle yer kontrol noktalarına bağlı olarak elektronik uzaklık ölçerle ilgili sahaya ait noktaların ölçülmesi, ölçü sonuçlarının değerlendirilmesi.
14.2 Açık maden işletmelerinde çıkarılan maden miktarının belirlenmesi ile ilgili ölçüler ve sonuçları.
14.3 E/GPS alıcısıyla veya hassas GPS alıcısıyla maden veya taşocağı sahasına ait noktalarda yapılan ölçülerin sonuçları, oluşturulan haritanın örneği.
15- Arazi Toplulaştırılmasıyla ilgili Çalışmalarda ;
15.1 Toplulaştırma sahasının halihazır haritasının yapımı ile ilgili olarak oluşturulan yer kontrol noktalarının koordinatlarının belirlenmesi için, yapılan tesis, röper ve diğer ölçüler ve sonuçları.
15.2 İlgili sahada oluşturulan poligon kanavası.
15.3 Arazi gruplarının belirlenmesi, haritada gösterilmesi
15.4 İlgili sahada oluşturulan yol ve kanal projeleri ve bunların aplikasyonuyla ilgili belgeler.
15.5 Yeni oluşturulan parsellerin arazide aplikasyonu için gerekli aplikasyon krokisinin ve röleve ölçü krokisinin düzenlenmesi.
15.6 İlgili sahada yeni parsellerin alanlarının hesaplanması.
16- DSİ Tarafından Yapılan Sulama ile İlgili ve Diğer Teknik Çalışmalarda ;
16.1 Görev veya baraj sahasına ait nerergi veya poligon kanavası.
16.2 Oluşturulan poligon veya nirengilerin koordinatlarının ve kotlarının hesabıyla ilgili ölçüler ve hesaplanan koordinatlar ve kotlar.
16.3 İlgili arazide yapılan yüzey nivelmanı ölçüleri ve sonuçları.
16.4 Ölçme sahasına ait açılan pafta ve oluşturulan harita.
16.5 Halihazır haritada kanal ekseninin, su kaynaklarının yerlerinin aplikasyonu için krokilerin düzenlenmesi.
16.6 Nehirlerin ıslahıyla ilgili düzenleme çalışmalarının sonuçları.
16.7 Kitle saati yöntemiyle veya diğer yöntemlere kitle yönünün belirlenmesindeki dökümanlar.
16.8 Yeraltında yapılacak harita alımı ile ilgili çalışmalarda kuyudan çekülleme, yeraltında poligon oluşturma, açı ve kenar ölçmesi, kot taşınmasındaki değerler.
16.9 Televizyon yayın direklerinin yerden yüksekliklerinin belirlenmesinde yapılan ölçüm sonuçları.
16.10 Bir su kaynağından bir yere getirilecek suyun ilgili yerde akıp akmayacağının araştırılmasına ait ölçüler.
16.11 Bir noktadan itibaren belirli bir kot farkının arazide aplikasyonuna ait ölçüler.
STAJ DEFTERİ HAZIRLANMASINDA DİKKAT EDİLECEK HUSUSLAR
1.Staj defterinin ilk sayfasına işletmenin kısa bir özgeçmişi ve işletmenin organizasyon şemasının eklenmesi.
2.Staj defterine yapılan günlük işler, tarih belirtilerek o gün için işlenir.
3.Staj defterine yazılan tüm sayfalar, ilgili yönetici tarafından kaşelenerek imzalanır.
4.Staj defteri bilgisayar veya daktilo ile yazılmalıdır.
5.Staj dosyasının Yüksekokul Müdürlüğüne elden ve şahsen teslimi zorunludur.

Doğal Anıtlar ve Ülkemizde Bulunan Doğal Anıtlar

Doğal Anıtlar ve Ülkemizde Bulunan Doğal Anıtlar

Doğal anıtlar: yer kabuğunun oluşum sürecinde ortaya çıkan peri bacaları, traverten, mağara, şelale, göl biçimindeki yeryüzü şekilleri ve özel korumaya alınmış ağaçlardır.
Ülkemiz doğal anıtlar yönünden çok zengin bir ülkedir.

Ülkemizde tanınan en önemli doğal anıtlar Pamukkale travertenleri ve Nevşehir’deki peri bacalarıdır.

Doğal anıtlar çok uzun bir süreçte oluşurlar. Doğal anıtlar tüm insanlığa ait değerlerdir.


PAMUKKALE TRAVERTENLERİ

Traverten çok yönlü, çeşitli nedenlere ve ortamlara bağlı, kimyasal reaksiyon sonucu çökelme ile oluşan bir kayadır.

Pamukkale termal kaynağını meydana getiren jeolojik olaylar geniş bir bölgeyi etkilemiştir.

Termal su kaynaktan çıktıktan sonra, 320m uzunluğunda bir kanal ile traverten başına gelmekte ve buradan, 60-70m.lik kısmi çökelmenin olduğu traverten katkatlarına dökülmekte ve ortalama 240-300m. yol kat etmektedir.

Kaynaktan çıkan 35.6 derece sıcaklığında,içinde yüksek miktarda Kalsiyum Hidro Karbonat bulunan suyun havadaki oksijen ile olan teması sırasında Karbondioksit ve Karbonmonoksit uçarak,kalsiyum karbonat çökelmekte ve traverten oluşumuna sebep olmaktadır.

Çökelti ilk etapta jel zaman içinde sertleşmekte ve traverten olmaktadır.


DAMLATAŞ MAĞARASI

Damlataş Mağarası, Alanya şehir içinde ve deniz kıyısında Merkeze 3 km. uzaklıkta bulunmaktadır.
Toplam uzunluğu 30 m. olan mağara kuru, yatay mağara tipindedir. 200 m'.lik bir alanı kaplamaktadır. Çok sayıda sarkıt ve dikitin eşsiz bir görüntü verdiği mağara 15 m. yüksekliktedir.



CENNET - CEHENNEM MAĞARALARI

Bir yeralti deresinin yolaçtigi kimyasal erozyonla tavanin çökmesi sonucu meydana gelmis büyük bir çukurdur.



TORTUM ŞELALESİ

Tortum Şelalesi oluşumu açsından dünyanın ikinci, yüksekliği bakımıdan ise dünyanın üçüncü şelalesidir.



MANAVGAT ŞELALESİ

Manavgat Şelalesi, Antalya’nın Manavgat ilçesinde Manavgat Nehri üzerinde bulunan ünlü bir şelaledir. Antalya’ya 75 km mesafededir. Manavgat ilçesinin 3 km kuzeyinde bulunan ve adını bu ilçeden alan şelale, ırmak sularının 3–4 m’lik bir falezden düşmesiyle meydana gelir. Az bir yükseklikten dökülmesine rağmen geniş bir alan üzerinde yüksek bir debiyle akar. Ayrıca Manavgat Irmağını besleyen kaynaklardan en büyüğü olan karstik Dumanlı kaynağı, Oymapınar barajı yapıldıktan sonra baraj gölü içinde kalmıştır.


NEVŞEHİR PERİ BACALARI

Sel sularının dik yamaçlarda kendine yol bulması, sert kayaların çatlamasına ve kopmasına neden olmuştur. Alt kısımlarda bulunan ve daha kolay aşınan malzemenin derin bir şekilde oyulması ile yamaç gerilemiş, böylece üst kısımlarda yer alan şapka ile aşınmadan korunan konik biçimli gövdeler ortaya çıkmıştır.

Çok Gezen mi, Çok Okuyan mı bilir? ( Münazara örneği )

Çok okuyan bilir tezi savunması

Toplumdaki yaygın kanının aksine ben çok okuyan bilir şeklinde görüş beyan etmek istiyorum Ansiklopediyi açıp bir anda dünyanın öbür ucundaki bilgilere bile ulaşabilirim,işte bu yüzden diyorum ki insan ne kadar gezerse gezsin okumakla edindiği bilgileri edinemez,buna ömrü yetmez ki..Bence bu konu sadece edindiğimiz bilgilerin akılda kalıp kalmamasıyla ilgili..gezen kişi bidaha gördüğünü unutmaz ama okuyan çabuk unutabilir,tabi bu da kişinin hafızasına bağlı bir mesele..

çok okuyan bilir çünkü insan hayatının ancak 50 yılını gezerek gecirebilir ve bu işin maliyeti yüksek olduğu için bunu ne kadar yapabilir bilemem ayrıca gezdiğimiz yeri kayıt altına alma zorunlulumuz var yoksa akıl kağıt degilidr gezi yerinide birgün unutabliriz ama biz okursak kısa zamanda cook bilgiye sahip olabiliriz ve bunlar silinecek degilidir yani kitaptan silinmez, untursak bile yine açıp okuyabiliriz diye düşünüyorum saygılarımla

Sorunun asıl cevabı "Bilmek'ten" ne anladığımıza bağlı. Teorik bilgileri sadece ve sadece okumakla elde edebiliriz; pratik bilgileri ise yaşıyarak ve görerek. Birisinde mantık ve düşünce neticesinde beynimize işlediğimiz, beynimize yer eden bilgiler, diğerinde duyularımızla elde ettiğimiz, duyularımız vasıtasıyla beynimize işlenen bilgiler, tecrübeler.

Güneşin yaktığını ve bu yakma neticesinde duyulan acıları ve bu acıların niteliğini ancak canı güneşte yanan bilir. Güneşin neden yaktığını, güneşten yanan yerimizin neden acıdığını ise okuyan ve bu türden olaylarla teorik olarak uğraşan bilir. Birisi dışarıda gezerek,güneş altında kalarak, diğeri masa başında oturup okuyarak veya deneme yaparak. Bisikletin iki teker üzerinde düşmeden nasıl hareket ettiğini fizikçi bilir; bisiklete nasıl binileceğini, bisiklete binen çocuk.

Baştaki soruya dönersek: çok gezen ve çok gören çok bilir; çok okuyan ve okudukları üzerinde kafa yoran da çok bilir. Ama bu türden bilme tek yanlıdır, eksik bir yanı vardır.

Bence önemli olan "En çok bilme" değil "iyi bilmedir", iyi bilmeyi de teoriyi ve pratiği birleştirerek elde edebiliriz. Peki sırf teori ile veya sırf pratik ile başarıya ulaşlımaz mı? 'Ulaşılır' en üst kariyer basamağına bile çıkılır, ama buna rağmen bir eksik vardır, benim düşünceme göre.

Not: Düşünce bilme değildir.

okuduğunu yaşayan . yaşadığını hisseden bilir. yaşamak ve hissetmek. algılamadığımız unsurlar ister görsel ister düşünsel olsun bu algıladıklarımız nispeten bizde eğer bir heyecan bir şevk bir fikir oluşturuyorsa öğreniyoruz demektir. herkes aynı şeyi algılamaz ve hissetmez. bu yüzden gezen mi yoksa okuyan mı sorusu sık sorulan bir sorudur. saygılar.

ÖNCE OKUMAK SONRA GEZMEK

Bence çok okuyan bilir.
Okumadan gezen, gezeceği yeri nereden bilir?,
Yalnız neyi hangi kaynaktan okuduğunuz çok önemlidir.
Gezen insan nereleri gezer?
Seyahat esnasında ne kadar zamana ihtiyacı vardır? Gezdiği yerler hakkında enformasyon açısından okumadan ne kadar derinleşebilir?
Okuyan bir insan neleri okur?
Okuduklarının hayata olan etkisi ne kadar güçlüdür?
Okuma esnasında ne kadar zamana ihtiyacı vardır?

1-Okuyan insan, gezen insana göre bilgi sahibi olma konusunda zamanı daha ekonomik kullanabilme imkanına sahiptir. Örneğin bir kitaplıkta pek çok konuda kaynağa aynı anda zaman kaybetmeden sadece elinizi uzatarak ulaşabilirsiniz.
2-Doğru kaynakları okuyorsa, bilgi sahibi olmada gezen insana kıyasla daha fazla derinleşir.
3-Gezmek, gezdiğin yer hakkında okuma yapmadan gerçek amacına ulaşamaz.Gezmek, okuma eylemini tamamlayıcı nitelikte olduğu zaman ciddi bir anlam kazanır.
4-Hayattaki her konuyu gezerek nasıl öğrenebilirsiniz? Örneğin; Hukuk, psikoloji ,matematik , din ,edebiyat , tıp ve benzeri bilim dallarını her yönü ile ve detaylı bir şekilde gezerek nasıl öğrenebilirsiniz?

ATP, Hormon ve Enzimler Hakkında Bilgi ve Canlı Yapısındaki Önemi

ATP, Hormon ve Enzimlerin Canlı Yapısındaki Önemi

Yaşamak için enerjiye ihtiyacımız vardır. Ancak vücudumuz enerjiyi saf şeker ya da saf proteinden elde etmez. Vücudumuzun kullanabileceği enerji bileşimi( ATP) oldukça farklıdır. Günlük hayatımızda tükettiğimiz şeker, yağ ve proteinler enerjiyi kullanabilmemiz için farklı bir formata girerler. Yağ, şeker, protein nasıl enerjiye dönüşür? Vücudumuz herhangi bir fiziksel aktivitede yada normal metabolizmal faaliyetlerinde kullanılabilir enerjiye ihtiyaç duyar. Bu enerjiyi ATP denilen ve adenosine üç fosfat yoluyla yapışmış olan maddeler ile sağlar. Bu enerji ATP'de bulunan fosfatın parçalanarak ADP oluşturması ile ortaya çıkar. Bu tamamen doğal bir döngüdür ve vücudumuz bu döngüyü gün boyu sürekli yapar.

Proteinsiz bir yaşamak mümkün değildir. Çünkü proteinler vücudun temel yapıtaşlarıdır. Ayrıca insan yaşamında son derece hayati öneme sahip olan enzim ve hormonların yapılarını oluştururlar. Enzim ve hormonlar vücutta belirli görevlerde ve reaksiyonlarda uzmanlaşmışkarmaşık protein molekülleridir. Bunlar vücut içerisindeki koordinasyonun sağlanmasından temel hayat fonksiyonlarının sürmesine kadar birçok önemli görevi yürütürler. Yani hormon ve enzimler canlı yapısındaki en önemli ve hayati parçalardır.

ATP - Hormon - Enzimler Hakkında Bilgi

ATP:

Hücrede meydana gelen hayati faaliyetler için gerekli olan enerji ATP’den sağlanır. ATP, hücrenin kolaylıkla kullanabileceği bir enerji şeklidir. Solunumla elde edilen enerji, hücrede ATP şeklinde kimyasal bağ enerjisine dönüştürülür.

ATP, riboz denilen beş karbonlu bir şeker, adenin adı verilen organik bir baz ve üç fosfat grubundan meydana gelir.

ATP molekülündeki son fosfat bağı yüksek enerjili bir bağdır.Yüksek enerjili bu bağ dalgalı bir çizgi şeklinde gösterilir.

ATP’den bir fosfat grubu çıkarsa ADP (adenozin difosfat), iki fosfat grubu çıkarsa AMP (adenozin monofosfat) adını alır. ATP’den her fosfat kopuşunda biyolojik sisteme belli bir miktar enerji verilir. ATP’nin biyolojik sisteme enerji vermesi ve biyolojik sistemden enerji alarak eski şekline dönmesi şu basit denklemle gösterilir:


Hücredeki bu enerji dönüşümü hayat boyu devam eder.

Hormon:

Özel bezler tarafından kana salgılanan ve kan yolu ileulaştıkları organ ve dokularda fonksiyon düzenleyici olarak çok düşük miktarları ile görev yapan organik bileşiklere "uyarma" anlamına gelen "hormon" denilir. Hormonlar, çok az miktarları ile etki etmeleri ve biyolojik katalizör gibi davranmaları nedeniyle enzimlere çok benzemekle beraber bazı yönlerden farklıdırlar.

Bunları kısaca şöyle özetleyebiliriz:

Hormonlar etki gösterdikleri organdan başka bir organda sentezlenirler.
Hormonlar kullanılmadan önce dolaşıma salgılanırlar.
Yapısal olarak hormonun mutlaka protein olması gerekmez. Küçük popipeptit, tek aminoasit veya steroid yapıda bir kimyasal madde olabilir.
Hormonlar Protein yapıda ve steroid yapıda olmak üzere iki büyük sınıfa ayrılırlar. Hormonların etkisini gösterdikleri hedef dokudaki aktivitesi başlıca dört faktör tarafından düzenlenir.

Sentezlendiği bezdeki sentez oranı veya ondan salgılanış oranı,
Bazı hallerde gerekli olan plazma içindeki özel transport sistemleri,
Hücre zarındaki reseptör sayısı,
Karaciğer ve böbrekler tarafından parçalanma hızı.
vücutta bulunan bezler arasında da bir denge söz konusudur. Örneğin ön hipofizin tiropik hormonlarının hedef bezlerle olan ilişkisi gibi. Hormonlar etkileşimi genellikle iki şekilde gösterirler: Hormon-reseptör sistemi ve hücre içi protein sentez sistemi.

Hormon, Metabolizmaların, bünyedeki bazı aktiviteleri kontrolde tutmak için çeşitli amaçlarla ürettikleri salgılar. 'İçsalgı' olarak da adlandırılırlar. Bir hücre veya hücre grubu ile diğer hücreler arasındaki kimyasal mesajcı moleküllerdir. İçsalgı bezlerinde (endokrin bezler) üretilirler ve kana salınırlar.

Özel bezler tarafından kana salgılanan ve kan yolu ile ulaştıkları organ ve dokuları fonksiyon düzenleyici bir etki meydana getiren ve çok düşük miktarları ile görev yapan organik bileşikler  "Hormon " olarak tanımlanır. Hormon kelime olarak " uyarma " anlamına gelmektedir.

Hormonları konu edinen tıp dalına " endokrinoloji " denilir. Endokrinoloji hormonlarla ilgili olarak hormonları yapan endokrtin bezlerinin yapılarını, hormonların niteliklerini, dokulardaki etkilerini,normal azalma ve artma hallerini, bunun sonucu olarak da dokularda ve bütün vücutta meydana gelen değişiklikleri ve normal gelişmelerin düzeltilmesi için gerekli çareleri inceleyen bilim dalıdır.

Hormonlar; aminoasid, polipeptit, protein yapısında veya steroid yapıda olabilirler.

Enzim:

Enzim, (hemen hemen hepsi denilebilecek kadar büyük çoğunluğu) protein yapısında olan, doğal olarak yalnız canlılar tarafından sentezlenebilen biyolojik katalizörlerdir.

Hücre içersinde meydana gelen binlerce tepkimenin hızını ve özgüllüğünü düzenlerler. Çok defa hücre dışında da etkinliklerini korurlar. Aynı enzim farklı hücre veya doku tiplerinde de katalizör görevi üstlenebilir. Bu durumda üç boyutlu yapısı farklı, ancak görevleri aynı olan 'izoenzimler'den söz edilir. Canlı hücrelerde tepkimeler kural olarak,0-50 0C; çoğunlukla da 20-42 0C arasında meydana gelir.

Enzimlerin çoğu protein yapısındadır ya da protein kısım bulundururlar. Enzimin etki ettiği bileşiğe "Substrat", enzimin saniyede etki ettiği substrat molekül sayısına "Enzimin Etkinlik Değeri=Turnover sayısı" denir. Kuramsal olarak enzimli tepkimeler dönüşümlüdür. Enzimler, aktivasyon enerjisini düşürerek, zor ve uzun sürede gerçekleşecek olan tepkimeleri çok kısa sürede ve az enerji harcanarak yapmayı sağlarlar. Enzimler yapı olarak iki kısımda incelenir: Basit enzimler ve bileşik enzimler.

Embriyonun sağlıklı gelişebilmesi için annenin nelere dikkat etmesi gerekir

1-Anne adayı beslenmesine dikkat etmelidir.Dengeli beslenme.
2-Anne adayı sigara ,alkol ve kafein içeren maddeler almamalıdır.
3-Anne adayı sık sık bir kadın doğum uzmanına gitmeli ve gerekli kontrolleri yaptırmalıdır.Röntgen ve radyasyon yayan aletlerden uzak durmalıdır.
4-Gebelikte su ve sıvı içecekler bol tüketilmeli, taze sıkılmış meyve suları hazır meyve sularına tercih edilmelidir. Açık çay içilmeli, kahve az tüketilmelidir. Özellikle demir ihtiyacı bakımından zengin olan kırmızı et ihmal edilmemeli, ancak çiğ et yenilmemelidir"
5-Gebelik oluştuğu andan itibaren anne adayının yeterli protein ve kalsiyum alması, bol sebze ve meyve yemesi, su ve sıvı içecekleri bol tüketmesi büyük önem taşıyor.
6-Gebelikte su ve sıvı içecekler bol tüketilmeli, taze sıkılmış meyve suları hazır meyve sularına tercih edilmelidir. Açık çay içilmeli, kahve az tüketilmelidir. Özellikle demir ihtiyacı bakımından zengin olan kırmızı et ihmal edilmemeli, ancak çiğ et yenilmemelidir
7-Ağır yük taşıma, ağırlık kaldırma gibi davranışlar gebelere tavsiye edilemez. Gebelerin cep telefonuyla uzun süre konuşmamaları, cep telefonlarını üzerlerinde değil, çantalarında taşımaları tavsiye edilir. Alışveriş merkezlerinin, havaalanlarının, güvenlik amaçlı kullandıkları manyetik alanlardan tedbir amaçlı geçmemelidir. Gebe kadın, naylon ve sıkı giysi kullanmamalıdır. Araba ve uçak yolculuğu gebeliği olumsuz etkilemez. Kanama, ağrı gibi bir engel yoksa yolculuğa izin verilebilir.
8-Anne adayı, bebeğin gelişimi için yeterli protein almalıdır. Protein; et, süt, yoğurt, peynir, yumurta gibi besinlerden sağlanır. Günlük protein ihtiyacı ortalama 80 gramdır
9-Genellikle tüm gebelik süresince toplam 9 ila 13 kilogram alınması uygun bulunmaktadır. Zayıf kadınların 1-2 kilogram daha fazla, kiloluların ise biraz az almaları yeterli görülmektedir. Gebelerde aylık kilo alımı ortalama 1-1.5 kilogram olmalıdır.
10-Bebeğin gelişimiyle annenin rahat ve problemsiz geçireceği hamilelik dönemi birbirine bağlıdır. Gergin olduğumuz dönemlerde tedavi ve rahatlama amacıyla başvurulan yöntemlerden biri de masajdır. Özellikle gebeliğin 6. ayından itibaren kalça, bel, omuz kaslarında kasılma ve gevşeme olabilir. Bu değişiklikler bel, sırt ve bir çok bölgede ağrıya, uyuşmaya ve kramplara neden olabilir. Erkeklerin, hamile eşlerinin, baş, boyun, saç dipleri, el, kol, ayak ve bacaklarına uygulayacakları masaj, hem anneyi, hem bebeği mutlu eder.


Hamilelikte Nelere Dikkat Etmeliyiz ?

Gebelik, kadınların hayatındaki en önemli dönüm noktalarından birini oluşturuyor. Ancak, kadına "annelik" kimliğini kazandıran hamilelik dönemi, bir dizi sorumluluğu da beraberinde getiriyor. Bunların başında da sağlıklı beslenme geliyor. Gebelik oluştuğu andan itibaren anne adayının yeterli protein ve kalsiyum alması, bol sebze ve meyve yemesi, su ve sıvı içecekleri bol tüketmesi büyük önem taşıyor.
-
Türkiye Hastanesi Kadın Doğum Uzmanı Opr. Dr. Yurdanur Erkılıç, yaptığı açıklamada, gebelik oluştuğu andan itibaren beslenmeye çok önem verilmesi gerektiğini belirterek, "Anne adayı, bebeğin gelişimi için yeterli protein almalıdır. Protein; et, süt, yoğurt, peynir, yumurta gibi besinlerden sağlanır. Günlük protein ihtiyacı ortalama 80 gramdır" dedi.
Gebelikte 9-13 Kilo alınması uygun
Gebelikte ve süt verme döneminde kalsiyum alımının da gerekli olduğunu ifade eden Opr. Dr. Erkılıç, "Günlük kalsiyum ihtiyacı 1 gramdır. Gebelik döneminde demir takviyesi de uygulanmalıdır. Gebelerin bol sebze ve meyve tüketmesi gerekir. Genellikle tüm gebelik süresince toplam 9 ila 13 kilogram alınması uygun bulunmaktadır. Zayıf kadınların 1-2 kilogram daha fazla, kiloluların ise biraz az almaları yeterli görülmektedir. Gebelerde aylık kilo alımı ortalama 1-1.5 kilogram olmalıdır. Gebelikte su ve sıvı içecekler bol tüketilmeli, taze sıkılmış meyve suları hazır meyve sularına tercih edilmelidir. Açık çay içilmeli, kahve az tüketilmelidir. Özellikle demir ihtiyacı bakımından zengin olan kırmızı et ihmal edilmemeli, ancak çiğ et yenilmemelidir" diye konuştu.
Sigara ve alkol kullanılmamalı
Opr. Dr. Yurdanur Erkılıç, anne adayının, kendi ve bebeğinin sağlığı açısından bazı besinleri almaması gerektiğini kaydederek, "Sigara ve alkol kullanılmamalıdır. Gebe kadın, sigara içilen ortamlarda, kalabalık yerlerde mümkünse bulunmamalı, mümkün değilse sık havalandırma uygulanmalıdır. Ağır yük taşıma, ağırlık kaldırma gibi davranışlar gebelere tavsiye edilemez. Gebelerin cep telefonuyla uzun süre konuşmamaları, cep telefonlarını üzerlerinde değil, çantalarında taşımaları tavsiye edilir. Alışveriş merkezlerinin, havaalanlarının, güvenlik amaçlı kullandıkları manyetik alanlardan tedbir amaçlı geçmemelidir. Gebe kadın, naylon ve sıkı giysi kullanmamalıdır. Araba ve uçak yolculuğu gebeliği olumsuz etkilemez. Kanama, ağrı gibi bir engel yoksa yolculuğa izin verilebilir" dedi.
Kadın Doğum Uzmanı Opr. Dr. Yurdanur Erkılıç, gebelikten önce de hekime danışmanın, hem anne adayı hem bebek açısından önem taşıdığını belirterek, "Genellikle gebelikten 3 ay önce başlanan ve hamileliğin ilk 3 ayında devam edilen folik asit takviyesi, bebekte oluşabilecek bazı sakatlıkları yüzde 50 oranında azaltabilmektedir. Bu nedenle, gebelik düşünüldüğünde çiftlerin bir hekime başvurmaları uygun olur" dedi.
Eşinizi masajla gevşetin Gerek gebeliğin fiziksel değişimi, gerekse hormonların etkisiyle hamile bayanların oldukça hassas ve kırılgan olduklarını bildiren Opr. Dr. Yurdanur Erkılıç, "Bu durumda, çevredeki kişilerin, özellikle de eşlerin yardımı gereklidir. Bebeğin gelişimiyle annenin rahat ve problemsiz geçireceği hamilelik dönemi birbirine bağlıdır. Gergin olduğumuz dönemlerde tedavi ve rahatlama amacıyla başvurulan yöntemlerden biri de masajdır. Özellikle gebeliğin 6. ayından itibaren kalça, bel, omuz kaslarında kasılma ve gevşeme olabilir. Bu değişiklikler bel, sırt ve bir çok bölgede ağrıya, uyuşmaya ve kramplara neden olabilir. Erkeklerin, hamile eşlerinin, baş, boyun, saç dipleri, el, kol, ayak ve bacaklarına uygulayacakları masaj, hem anneyi, hem bebeği mutlu eder" diye konuştu.

Kolera Nedir Ödev


Asırlar boyunca bütün dünyayı korkulu bir rüya gibi titretmiş olan Kolera, süratle yayılan, korkunç ve öldürücü bir hastalıktır. Tarihte,kolera salgınları yüzünden kısa sürede milyonlarca insanın öldüğü görülür.
Kolera'nın vatanı Hindistan'dır. Hindistan'ın pis nehir sularında hemen hemen her zaman Kolera mikrobuna rastlanır.
Kolera mikrobu virgül şeklinde olup buna tıb dilinde "vibron cinsi" denir. Daha ziyade insan dışkısı ile etrafa yayılır. Bir tek koleralının dışkısının suya karışması bütün bir ülkeyi Kolera tehlikesi ile karşı karşıya bırakabilir.
Kolera mikrobu kuraklıktan hoşlanmaz. Suda ise süratle çoğalıp yayılır. Kolera mikrobu bulunan suyu içenler, veya böyle suyla yıkanmış meyva veya sebzeleri yiyenler 5 gün içinde hastalığın belirtilerini göstermeye başlarlar.
Hastalığın seyri üç devreye ayrılır. Birinci devrede, hastada kusma, ishal,kas krampları ve idrar zorluğu görülür. İkinci devrede kusma artar, ishal pirinç suyu şekline dönüşür, şiddetli baş ve karın ağrıları başlar. Nabız hafifler. Devamlı kusma ve ishal vücutta susuzluğa yol açar.Hasta kısa zamanda bitkin düşer. Bu devrede hastanın derisi buruşarak kirli sarı ile morumsu bir renk alır. Gözler çukura kaçar. Vücut ısısı düşer.
Bu devre,hastanın dayanma gücüne göre 2 saat ile 24 saat devam edebilir. İkinci devre'ye giren hastanın kurtulması çok güçtür. Genellikle bu devrede hasta bir kalp kırizi ile ölür.
Bazan hastanın bünyesi mikroba reaksiyon gösterir .Bu durumda hastalık hafif seyreder. Böyle bir hasta ikinci devreyi hafif atlatıp üçüncü devreye girebilir. Üçüncü devredw, ishal ve kusma devam etmekle beraber azalır. Vücut ısısı yükselir. Nabız kuvvetlenir. Karın ve baş ağrıları giderek hafifler. Şayet hastalığın böbrek, akciğer ve barsak iltihapları gibi yan etkileri meydana gelmezse hasta iyileşerek ayağa kalkar.
Kolera'nın ilacı yoktur. Tatbik edilen bütün ilaçlar hastalığın bir dereceye kadar hafif seyretmesini sağlamaktan ileriye gidemez. Kolera'lı bir hastayı en çok tehdit eden şey vücuttaki suyun azalmasıdır. Bu bakımdan hiç vakit geçirilmeden hastaya, damardan tuzlu serum verilmelidir.
Kolera, sudan ve iyi yıkanmamış meyve ve sebzelerden geçen bir hastalıktır. Korunmak için mutlaka, süper klorlamaya tabii tutulmuş şehir suyu kullanmak,hatta onu dahi kaynatarak içmek lazımdır. Meyve ve sebzeleri kaynatılmış suyla yıkamadan yememelidir. Hatta mümkünse bunları bir süre sirkenin içinde bırakmak iyi olur. Kolera mikrobu sirke ve limon suyu gibi asitli ortamlarda yaşayamaz.
Kolera tehlikesi sözkonusu olduğu zaman, hiç vakit kaybetmeden kolera aşısı olmak lazımdır.

Gençlik, Uyuşturucu ve Şiddet



Dünya nüfusunun yaklaşık üçte birini 15 - 25 yaşlarında gençler meydana getiriyor. Toplam iki milyar gencin dörtte üçü ise az gelişmiş ülkelerde yaşıyor. Toplumların en dinç insan gücü ve en verimli kaynağı olan gençlerin çok boyutlu ve karmaşık sorunları vardır. Ancak başta gelen problemleri eğitimsizlik ve işsizliktir. Gelişmiş ülkelerde eğitim meselesi büyük bir oranda çözülmüş, ancak işsizlik problem olmaya devam eder. Gençlerin cemiyet hayatının dışında tutulması gelecek toplumların problemlerini kat kat arttıracaktır. Cemiyet hayatına katılımı sağlanmayan gençlik boşa akan bir kaynak gibi kuruyacak, gelişme duracak, barış gerçekleşemeyecektir.
Gençler, ana babalar için sevinç ve mutluluk kaynağı olabildikleri gibi, üzüntü ve sıkıntı sebebi de olabilirler. Kimi gençler büyüdükçe problemleri de artar. Çocukluğun önemsenmeyen uyumsuzlukları gençlik çağında birden alevlenip ağır bunalımlara dönebilir. “Gençlik Problemleri” çoğunlukla bu çağın bocalamalarından ileri gelir ve genellikle geçicidir. Kimi zaman da ağır ve kalıcı ruhsal hastalıkların habercisidirler. Gençlerle anlaşmak ve geçinmek kolay değildir. Gençler, kendileri bocaladıkları gibi ana babaları da bocalatırlar, ilişkileri gerginleşip kopma noktasına gelebilir. Bu sebeple gençlik çağı ana babalar için de sınav dönemidir.
Ülkemizde 12 yaşından küçüklerin ceza sorumluluğu yoktur. Ceza yasaları küçüklerin doğru ile yanlışı, suçla suç olmayanı ayırt edemediğini kabul eder. On altı yaşına gelmiş bir genç ise işlediği suçlardan dolayı her türlü cezayı çeker, ölüm cezası bile verilebilir. Aslında yasaların erişkinlik sınırı olarak belirlediği 18 yaşından sonra da bir genç tam bağımsız bir erişkin konumuna yükselemez. Çalışacağı iş, yaşayacağı ülke ve seçeceği eş konusunda ana babasının onayını almak zorundadır.
Gençlik deyince kiminin aklına kötü alışkanlıklar gelir ki, yanlış değildir. Sigara, içki ve uyuşturucularla ilk tanışma gençlikte başlar ve sürer gider. Kimine göre de gençlik denince akla haylazlık, serserilik, kavgacılık, şiddet ve terör gelir. Bu da belli ölçüde doğru bir gözlemdir. Gençlik çağı sağlıklı ve ölüm oranı düşük bir çağdır; başlıca ölüm sebeplerinden biri araba kazaları, diğeri de intiharlardır. Gençlik çağının bunalımlı bir çağ olduğunu söyleyen ruh hekimlerine hak vermek gerekir.
Özellikle gelişmiş ülkelerde gençler arasında serbest cinsel ilişkiler hızla yayılmakta ve daha küçük yaşlara inmektedir. Bunun sonucu ortaya istenmeyen gebelikler, evlilik dışı doğumlar, cinsel hastalıklar, artan düşükler, ya da zoraki evlilikler çıkıyor. Sigara ve alkol tüketimi gençler arasında hızla artıyor. İşsiz gençler arasında toplu suçlar, çeteleşme ya da topluma sırt çevirmiş hippi, punk, ağır metalciler gibi sorumsuz topluluklar ortaya çıkıyor.
Ülkemiz gençliği bu bakımdan problemsiz bir gençlik olarak nitelenebilir. Çünkü varlıklı toplumların gençlerine özgü hastalıklara daha tutulmadı. ülkemizde gençler arasındaki uyuşturucu kullanımı büyük boyutlara varmamıştır. Gençlik suçluluğu da nüfusumuza ve genel suçluluk oranına göre düşük sayılır. Bildiğimiz kadarı ile intihar oranı yüksek değildir ve araba kazalarından ölüm de şimdilik büyük boyutlara ulaşmamıştır, ancak ürkütücü bir artış söz konusudur. Gençler arasında yayılma eğilimi gösteren cinsel özgürlük akımı sorumsuz cinsel ilişkileri arttırsa bile evlilik dışı doğumlardaki artış dikkat çekici değildir.
Eğitimsizlik ve işsizlik varoldukça gençliğin topluma katılımı imkansızlaşır. Eğitilmiş, sağlıklı bir gençlik olmadan gelişme başarılamaz. Dışlanan ya da toplumun değer vermediği gençlik olmadan gelişme başarılamaz. Dışlanan, ya da toplumun değer vermediği gençlik ise geleceğin güvencesi olamaz. Gelişme, gençlik kesiminin katılımı olmadan gerçekleşemez. Gençlik; yeniliğe ve ileriye doğru atılımların yapıldığı, kendini kanıtlama ve kendi kimliğini arayıp bulma çabalarının yoğunlaştığı dönemdir. Gençler tutkuludurlar, huysuz ve öfkelidirler. kendilerini iç reaksiyonlarına kaptırır, tutkuların kölesi olurlar. İsteklerinin önüne dikilen en küçük engele bile katlanamazlar. Onura ve başarıya paradan çok değer verirler, çünkü paraya ihtiyaçları olmamıştır. Eli açık ve iyilikseverdirler, çünkü kötülükleri tanımamışlardır. Çabuk güvenir, çabuk bağlanırlar, çünkü aldatılmamışlardır. Yüksek amaçları ve hayalleri vardır; çünkü daha yaşamın sillesini yememişler, şartların sınırlayıcı etkisini öğrenmemişlerdir.

Gençler yanılgılarında bile inatçıdırlar. Sevgide de, nefrette de aşırıya kaçarlar. Her şeyi bildiklerini sanır, onun için yanlışlarında sonuna dek direnirler.
Alkol ve madde kullanımıyla saldırgan davranışlar ve şiddet eylemleri arasında birbirini tırmandıran bir ilişki vardır. Bir başka deyişle alkol ve madde kullanımı saldırgan davranışlara ve şiddet eylemlerine yol açar; saldırgan davranışlar ve şiddet eylemleri alkol ve madde kullanımını arttırır. Alkol ve madde kullananlarda ve bağımlısı olanlarda şiddet eylemlerinin asıl sebebi, bağımlıların ruhsal durum ve içinde bulundukları toplumsal ortamdır. Bu bağımlıların ruhsal durumu ve içinde bulundukları toplumsal ortam alkol ve madde alt kültürünü oluşturur. bu alt kültürün kendine özgü amaçları, beklentileri, değer yargıları, ilkeleri, kuralları, duyguları, düşünceleri ve dünya görüşü vardır. Madde bağımlılığı; kullanılan madde, bu maddeyi kullananın kişilik yapısı ve içinde bulunduğu alt kültürlerden meydana gelen bir davranış biçimidir.

Embriyonun sağlıklı gelişebilmesi için annenin nelere dikkat etmesi gerekir(6.sınıf ödev)


Embriyonun sağlıklı gelişebilmesi için annenin nelere dikkat etmesi gerekir(6.sınıf ödev)

1-Anne adayı beslenmesine dikkat etmelidir.Dengeli beslenme.
2-Anne adayı sigara ,alkol ve kafein içeren maddeler almamalıdır.
3-Anne adayı sık sık bir kadın doğum uzmanına gitmeli ve gerekli kontrolleri yaptırmalıdır.Röntgen ve radyasyon yayan aletlerden uzak durmalıdır.
4-Gebelikte su ve sıvı içecekler bol tüketilmeli, taze sıkılmış meyve suları hazır meyve sularına tercih edilmelidir. Açık çay içilmeli, kahve az tüketilmelidir. Özellikle demir ihtiyacı bakımından zengin olan kırmızı et ihmal edilmemeli, ancak çiğ et yenilmemelidir"
5-Gebelik oluştuğu andan itibaren anne adayının yeterli protein ve kalsiyum alması, bol sebze ve meyve yemesi, su ve sıvı içecekleri bol tüketmesi büyük önem taşıyor.
6-Gebelikte su ve sıvı içecekler bol tüketilmeli, taze sıkılmış meyve suları hazır meyve sularına tercih edilmelidir. Açık çay içilmeli, kahve az tüketilmelidir. Özellikle demir ihtiyacı bakımından zengin olan kırmızı et ihmal edilmemeli, ancak çiğ et yenilmemelidir
7-Ağır yük taşıma, ağırlık kaldırma gibi davranışlar gebelere tavsiye edilemez. Gebelerin cep telefonuyla uzun süre konuşmamaları, cep telefonlarını üzerlerinde değil, çantalarında taşımaları tavsiye edilir. Alışveriş merkezlerinin, havaalanlarının, güvenlik amaçlı kullandıkları manyetik alanlardan tedbir amaçlı geçmemelidir. Gebe kadın, naylon ve sıkı giysi kullanmamalıdır. Araba ve uçak yolculuğu gebeliği olumsuz etkilemez. Kanama, ağrı gibi bir engel yoksa yolculuğa izin verilebilir.
8-Anne adayı, bebeğin gelişimi için yeterli protein almalıdır. Protein; et, süt, yoğurt, peynir, yumurta gibi besinlerden sağlanır. Günlük protein ihtiyacı ortalama 80 gramdır
9-Genellikle tüm gebelik süresince toplam 9 ila 13 kilogram alınması uygun bulunmaktadır. Zayıf kadınların 1-2 kilogram daha fazla, kiloluların ise biraz az almaları yeterli görülmektedir. Gebelerde aylık kilo alımı ortalama 1-1.5 kilogram olmalıdır.
10-Bebeğin gelişimiyle annenin rahat ve problemsiz geçireceği hamilelik dönemi birbirine bağlıdır. Gergin olduğumuz dönemlerde tedavi ve rahatlama amacıyla başvurulan yöntemlerden biri de masajdır. Özellikle gebeliğin 6. ayından itibaren kalça, bel, omuz kaslarında kasılma ve gevşeme olabilir. Bu değişiklikler bel, sırt ve bir çok bölgede ağrıya, uyuşmaya ve kramplara neden olabilir. Erkeklerin, hamile eşlerinin, baş, boyun, saç dipleri, el, kol, ayak ve bacaklarına uygulayacakları masaj, hem anneyi, hem bebeği mutlu eder.


Hamilelikte Nelere Dikkat Etmeliyiz ?

Gebelik, kadınların hayatındaki en önemli dönüm noktalarından birini oluşturuyor. Ancak, kadına "annelik" kimliğini kazandıran hamilelik dönemi, bir dizi sorumluluğu da beraberinde getiriyor. Bunların başında da sağlıklı beslenme geliyor. Gebelik oluştuğu andan itibaren anne adayının yeterli protein ve kalsiyum alması, bol sebze ve meyve yemesi, su ve sıvı içecekleri bol tüketmesi büyük önem taşıyor. 
-  
Türkiye Hastanesi Kadın Doğum Uzmanı Opr. Dr. Yurdanur Erkılıç, yaptığı açıklamada, gebelik oluştuğu andan itibaren beslenmeye çok önem verilmesi gerektiğini belirterek, "Anne adayı, bebeğin gelişimi için yeterli protein almalıdır. Protein; et, süt, yoğurt, peynir, yumurta gibi besinlerden sağlanır. Günlük protein ihtiyacı ortalama 80 gramdır" dedi. 
Gebelikte 9-13 Kilo alınması uygun 
Gebelikte ve süt verme döneminde kalsiyum alımının da gerekli olduğunu ifade eden Opr. Dr. Erkılıç, "Günlük kalsiyum ihtiyacı 1 gramdır. Gebelik döneminde demir takviyesi de uygulanmalıdır. Gebelerin bol sebze ve meyve tüketmesi gerekir. Genellikle tüm gebelik süresince toplam 9 ila 13 kilogram alınması uygun bulunmaktadır. Zayıf kadınların 1-2 kilogram daha fazla, kiloluların ise biraz az almaları yeterli görülmektedir. Gebelerde aylık kilo alımı ortalama 1-1.5 kilogram olmalıdır. Gebelikte su ve sıvı içecekler bol tüketilmeli, taze sıkılmış meyve suları hazır meyve sularına tercih edilmelidir. Açık çay içilmeli, kahve az tüketilmelidir. Özellikle demir ihtiyacı bakımından zengin olan kırmızı et ihmal edilmemeli, ancak çiğ et yenilmemelidir" diye konuştu. 
Sigara ve alkol kullanılmamalı 
Opr. Dr. Yurdanur Erkılıç, anne adayının, kendi ve bebeğinin sağlığı açısından bazı besinleri almaması gerektiğini kaydederek, "Sigara ve alkol kullanılmamalıdır. Gebe kadın, sigara içilen ortamlarda, kalabalık yerlerde mümkünse bulunmamalı, mümkün değilse sık havalandırma uygulanmalıdır. Ağır yük taşıma, ağırlık kaldırma gibi davranışlar gebelere tavsiye edilemez. Gebelerin cep telefonuyla uzun süre konuşmamaları, cep telefonlarını üzerlerinde değil, çantalarında taşımaları tavsiye edilir. Alışveriş merkezlerinin, havaalanlarının, güvenlik amaçlı kullandıkları manyetik alanlardan tedbir amaçlı geçmemelidir. Gebe kadın, naylon ve sıkı giysi kullanmamalıdır. Araba ve uçak yolculuğu gebeliği olumsuz etkilemez. Kanama, ağrı gibi bir engel yoksa yolculuğa izin verilebilir" dedi. 
Kadın Doğum Uzmanı Opr. Dr. Yurdanur Erkılıç, gebelikten önce de hekime danışmanın, hem anne adayı hem bebek açısından önem taşıdığını belirterek, "Genellikle gebelikten 3 ay önce başlanan ve hamileliğin ilk 3 ayında devam edilen folik asit takviyesi, bebekte oluşabilecek bazı sakatlıkları yüzde 50 oranında azaltabilmektedir. Bu nedenle, gebelik düşünüldüğünde çiftlerin bir hekime başvurmaları uygun olur" dedi. 
Eşinizi masajla gevşetin Gerek gebeliğin fiziksel değişimi, gerekse hormonların etkisiyle hamile bayanların oldukça hassas ve kırılgan olduklarını bildiren Opr. Dr. Yurdanur Erkılıç, "Bu durumda, çevredeki kişilerin, özellikle de eşlerin yardımı gereklidir. Bebeğin gelişimiyle annenin rahat ve problemsiz geçireceği hamilelik dönemi birbirine bağlıdır. Gergin olduğumuz dönemlerde tedavi ve rahatlama amacıyla başvurulan yöntemlerden biri de masajdır. Özellikle gebeliğin 6. ayından itibaren kalça, bel, omuz kaslarında kasılma ve gevşeme olabilir. Bu değişiklikler bel, sırt ve bir çok bölgede ağrıya, uyuşmaya ve kramplara neden olabilir. Erkeklerin, hamile eşlerinin, baş, boyun, saç dipleri, el, kol, ayak ve bacaklarına uygulayacakları masaj, hem anneyi, hem bebeği mutlu eder" diye konuştu.

Mimar Sinanın Hayatı



Türk ve Dünya tarihinin en önemli yapı sanatçılarından biri olan Mimar Sinan (Cırlavuk ya da Ağırnas köyü Kayseri,1489/1490 – istanbul,1588)
Osmanlıdan günümüze Türk mimarlık tarihinin en büyük Mimarı Mimar Sinan (Koca Sinan da denir)Yavuz Sultan Selim ’in, o zamana kadar Rumeli’de yapılan devşirme toplanması işinin Anadolu ‘dada yapılmasını istemesi üzerine, devşirme olarak Kayseri’den alınıp 1512 ‘de İstanbul’a getirildi ve Yeniçeri Acemi oğlanlar ocağına girdi. Köyünde, kulübeler, ahırlar, su yolları yaparak deneyim kazanmış olduğundan Acemi oğlanlar bir zanaat öğretmenleri kuralına uyarak, çağın iyi mimarları yanında çalıştı. Çıraklık döneminden sonra Yeniçeri ortalarından birine girdi.(1514)Yavuz Sultan Selim’in İran ve 1517’deki Mısır seferlerine atlı sekban olarak katıldı; böylece İran ve Mısır ‘da ki mimarlık yapılarını inceleme olanağı buldu. Kanuni Sultan Süleyman döneminde, Belgrad (1521)ve Rodos (1522)seferlerine katılan Mimar Sinan1526 Mohaç seferinden sonra da ordu cephane sorumlusu görevine yükseldi. Irak seferinden sonra yaya başılık rütbesine ,daha sonrada ordu zemberekçi başılığına(cephane sorumlusu)yükseldi.1534’teki Irakeyn seferinden sonra düzenlenen İran seferi (1535)sırasında Van gölü üstünde askeri ulaşımı sağlayacak gemilerin yapımında gösterdiği yararlılık üzerine Haseki rütbesini aldı. Reis-i Mimar an -ı Dergah-ı Ali (Yüksek Dergah Mimarları Başkanı )görevine geldi(1536). 1538’deki Kara Boğdan(Moldovya) seferinde Prut ırmağı üstünde kısa zamanda kurduğu köprü, padişahın beğenisini kazandı. Yeniçeri ordusunda bir savaş eri olarak değil, istihkam işlerinin yöneticisi ve tasarlayıcısı olarak çalışan Mimar Sinan‘ın ilk yapıtı olarak Halep’teki Hüsreviye Camisi (1536-1537)kabul edilmektedir. İstanbul’da ki Şehzade Camisi’dir(1543-1548). Ancak Mimar Sinan’ın baş yapıtı olarak , 1557’ de tamamlandığı Süleymaniye Camisi kabul edilmektedir. Bu caminin başarısı nedeniyle Mimar Sinan’a ‘ulu, yüce ’anlamındaki ‘Koca ‘ sanı verilmiştir. Bütün yaşamı boyunca İstanbul, Edirne, Ankara, Kayseri, Erzurum, Manisa, Bolu, Çorum, Kütahya vb. Anadolu kentleriyle Halep, Şam, Budin ,Rusçuk gibi Osmanlı topraklarında suyolları, çeşmeler, camiler, külliyeler, medreseler, yaparak ülkeyi barındırır bir duruma getiren Mimar Sinan Edirne’deki Selimiye Camisini 85 yaşında yaptı. Sultan Murat III. döneminde Mekke’nin onarımı için Hicaz’a gönderildi. Mimar Sinan son yapıtlarından biri olan Kasımpaşa’daki Kaptanıderya Piyale Paşa Camisi’nde(1573) eski Ulucamiler in planına dönüş yaparak kuruluş döneminin özellikleriyle, uzun mimarlık yaşamı boyunca edindiği deneyimlerin bireşimini yapmıştır. Mimar Sinan’ın türbesi, Süleymaniye külliyesinde bulunan yalın yapıdır.

MİMARLIK ANLAYIŞI

Mimar Sinan, Osmanlı mimarlığında klasik dönem denen dönemin başlıca yaratıcısı, bir başka deyişle, okul kurmuş bir sanatçıdır. Yapıtlarında, güzellik ve işlev kavramlarını birleştirerek, mühendislik tekniğinin yaratıcılığı ,sanatçı beğenisiyle birleştirip özgün yapılar ortaya koymuştur. Ancak bu yapıtlarda işlevi, estetiğin ardına gizleyen bir sanatçı anlayışı egemendir. Böylece, plastik değerleri ön plana çıkarmış özellikle , yaptığı binalarda genişlik duygusu yaratmak amacıyla kare, altıgen ve sekizgen planlar kullanmıştır .Bu binalardaki birbirleriyle uyumlu olarak kullanılan mimarlık öğeleri, bir görkem duygusu yaratacak biçimde düzenlenmiştir. kubbeyi taşıyan payelerin ince görünmesini sağlamak üzere hücre ve panolar kullanmış, sütun başlıklarını mukarnaslarla süslenmiştir. Ancak süslemede de işlevin gözardı olmasını engelleyecek bir anlayışı uygulamıştır. Eldeki kaynaklara göre, Mimar Sinan pek azı onarım olmak üzere çok sayıda cami, mescit, medrese,darülkurra,türbe,imaret,darüşşifa,sukemeri,köprü,kervansaray,saray,mahzen,hamam yapmış, verimli bir mimardır. Kendisinden önceki Ayas, Hayrettin gibi mimarlardan yararlanan Mimar Sinan’ın klasik dönem olarak adlandırılan mimarlık anlayışı Ayas, Şecca, Acem Ali, Küçük Sinan, Davut Ağa, Ahmet Ağa ,Kemalettin, Yusuf Mehmet Ağa, Süleyman Ağa Muslihittin, Hüseyin Çavuş, Hacı Hasan, İbrahim gibi mimarlar tarafından sürdürülmüştür.

Sehzadebasi Camii ve Kısa Bir anı

“Bir Mimar Sinan eseri olan Sehzadebasi Cami’nin 1990′li yillarda devam
eden restorasyonunu yapan firma yetkililerinden bir insaat muhendisi,
caminin restorasyonu sirasinda yasadiklari bir olayi tv’de soyle
anlatmasti. Cami bahcesini cevreleyen havale duvarinda bulunan kapilarin
uzerindeki kemerleri olusturan taslarda yer yer curumeler vardi.
Restorasyon programinda bu kemerlerin yenilenmesi de yer aliyordu. Biz
insaat fakultesinde teorik olarak kemerlerin nasil insaat edildigini
ogrenmistik fakat tas kemer insaasi ile ilgili pratigimiz yoktu. Kemerleri
nasil restore edecegimiz konusunda ustalarla toplanti yaptik. sonuc olarak
kemeri alttan yalayan bir tahta kalip cakacaktik. Daha sonra kemeri yavas
yavas sokup yapim teknikleri ile ilgili notlar alacaktik ve yeniden
yaparken bu notlardan faydalanacaktik. Kalibi soktuk. Sokmeye kemerin
kilit tasindan basladik. Tasi yerinden cikardigimizda hayretle iki tasin
birlesme noktasinda olan silindirik bir bosluga yerlestirilmis bir cam
siseye rastladik. Sisenin icinde durulmus beyaz bir kagit vardi. Siseyi
acip kagida baktik. Osmanlica bir seyler yaziyordu. Hemen bir uzman bulup
okuttuk. Bu bir mektup idi ve Mimar Sinan tarafindan yazilmisti. Sunlari
soyluyordu. ” Bu kemeri olusturan taslarin omru yaklasik 400 senedir. Bu
muddet zarfinda bu taslar curumus olacagindan siz bu kemeri yenilemek
isteyeceksiniz. Buyuk bir ihtimalle yapi teknikleri de degiseceginden bu
kemeri nasil yeniden insaa edeceginizi bilemeyeceksiniz. Iste bu mektubu
ben size, bu kemeri nasil insa edeceginizi anlatmak icin yaziyorum. ” Koca
Sinan mektubunda boyle basladiktan sonra o kemeri insa ettikleri taslari
Anadolunun neresinden getirttiklerini soylerek izahlarina devam ediyor ve
ayrintili bir bicimde kemerin insaasini anlatiyordu. Bu mektup bir
insanin, yaptigi isin kalici olmasi icin gosterebilecegi cabanin insan ustu
bir ornegidir. Bu mektubun ihtisami, modern cagin insanlarinin bile
zorlanacagi tasin omrunu bilmesi, yapi tekniginin degisecegini bilmesi, 400
sene dayanacak kagit ve murekkep kullanmasi gibi yuksek bigi seviyesinden
gelmektedir. Suphesiz bu yuksek bilgiler de o koca mimarin erisilmez
ozelliklerindendir. Ancak erisilmesi gercekten zor olan bu bilgilerden cok
daha muhtesem olan 400 sene sonraya cozum ureten sorumluluk duygusudur.